Marmara Bölgesi | Çanakkale – Troya

Tarihin en meşhur savaşı, Troya

Troya AtıRoma mitolojisine kaynaklık etmiş olan Yunan mitolojisinde Anadolu’da geçen çok sayıda olay var. Tanrıların meşhur Olympos Dağından, ülkemizde ondan fazla sayıda bulunuyor, Bursa’daki Uludağ ve Antalya’daki Tahtalı akla ilk gelenlerden. Mitolojiyle başlayıp gerçeğe uzanan Troya savaşının hikayesini dünyada bilmeyen yok gibi. Batıda her öğrenci Güzel Helen’in sebep olduğu savaşın hikayesini okur ama yıllar süren bu savaşın geçtiği yerin Türkiye’de olduğunu bilmez!

Troya’da beş bin yıllık süreçte dokuz farklı şehir kurulmuş.

Hadi gelin Homeros’un destanı içinde kaybolalım. İlion olarak da geçen Troya’nın kralı Priam’ın oğlu Paris doğduğunda, kahinler krala oğullarının şehre felaket getireceğini söylerler ve Paris bebekken İda (Bugünkü adıyla Kaz) Dağlarına bırakılır. Mitolojiye göre dünyanın ilk güzellik yarışmasında üç tanrıçadan birini seçme görevi Baş Tanrı Zeus tarafından Paris’e verilir. Kendisine dünyanın en güzel kadını Helen’i teklif eden güzellik tanrıçası Afrodit ödülün de sahibi olur. Sparta kralı Menelaus’un karısı Helen kaçırılıp Troya’ya getirilir. Bunun üzerine kral karısını ve şerefini kurtarmak için ordularıyla beraber Troya’ya yelken açar. Bu destanda, Yunan tarafında Agamemnon, Aşil, Odysseus, Patroklus ve Nestor, Troya tarafında ise Priam ve oğulları Paris ile Hektor vardır. On yıl süren savaşta iki taraf da bir sonuç elde edemez. En sonunda Yunanlılar bir hileye başvururlar, geri çekiliyormuş gibi yaparlar, Troya’nın kapısına da tahta bir at bırakırlar. Zafer sarhoşluğuna, içkinin getirdiği de eklenince Troya halkı sızar, kalır. Gerçek zaferse, şehrin içine alınan atta saklanan Yunanlı askerlerin olur. Diğer bir teoriye göre denizlerin tanrısı Poseidon aynı zamanda depremlerin de yaratıcısıdır. On sene sonunda bir depremde, Yunanlılar yıkılan şehir surlarından içeriye girince, Poseidon’a olan şükranlarını göstermek için anıtsal bir ahşap at heykeli dikerler.

“Beware of Greeks bearing gifts” ünlü bir İngiliz atasözüdür ve Troya savaşını kastederek “Hediye veren Yunanlılara dikkat edin” der.

Troya’da dokuz şehir var!

Troya tarih boyunca çok sayıda şehrin birbiri üstüne kurulduğu bir yerleşim. Beş bin yıllık bir süreçte dokuz farklı şehir kurulmuş, savaşın geçtiği dönem ise altıncı şehir ve yaklaşık olarak İ.Ö. 1250 yılları. Şehir Büyük İskender’den, Sezar’a çok sayıda tarihin altın sayfalarında yer almış lidere ev sahipliği yapmış. Atalarının Troya savaşından sonra Roma’ya gelip Roma İmparatorluğu’nu kuran kişiler olduğuna inanan imparatorlar, Küçük Asya ziyaretlerinde Troya’ya muhakkak uğramışlar. Konstantin bir ara yeni başkenti için İstanbul yerine burasını düşünmüş, sonra da vazgeçmiş. İstanbul’u fethettikten sonra Troya’ya gelen Fatih ise Asyalıların Yunanlılardan intikamını asırlar sonra kendisinin aldığını dile getirmiş. Sonra da unutulup gitmiş Troya, insanlar bir efsane olarak bakmışlar bu isme, ta ki Schliemann adında bir adam ortaya çıkana kadar….

Brad Pitt’in oynadığı Troya filminde kullanılan at bugün Çanakkale’nin sahilini süslüyor.

NEREDE YENİR?

Priamos Restaurant
Tel: (0286) 283 00 44
Troya’nın girişinde bulunuyor. Kitap reyonu da var.

TROYA ÖREN YERİ VE KAZILAR

Odeon, Troya’nın sağlam kalan nadir yapılarından biri. Troya’nın öyküsü çok büyüleyici ama şehirdeki kalıntılar özellikle Efes ve Bergama gibi ören yerlerini gördükten sonra geliyorsanız, biraz hayal kırıklığı yaratıyor. Bunu farkeden Turizm Bakanlığı 1970’li yıllarda en azından insanlar onun resmini çeksinler diye, girişe bir at dikmiş. Troya filminde kullanılan at kesinlikle çok daha güzel. 1996 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine alınan Troya’da yapmanız gereken hayal gücünüzü kullanmak ve baktığınız eserlerin binlerce yıldır burada olduğunu düşünmek. Şehirdeki kazılar 1988’den beri Tübingen Üniversitesi tarafından yürütülüyor. Şehrin yerini bulup ilk kazmayı sallayan ise Kaliforniya’daki “Altına Hücum” döneminde zengin olan Alman kökenli Heinrich Schliemann. Schliemann, Homeros’un yazdıklarının gerçek olabileceğini düşünüp, Osmanlı İmparatorluğu’na geliyor, Sultan Abdülaziz’in izniyle kazılara daha doğrusu katliama başlıyor. Tek amacı var, hazineyi bulmak. Bunun için de yatay kazılar yapacağına, antik şehre bodoslama dalıyor ve amacına da ulaşıyor. Hazineyi bulduğu gün tüm işçilere izin veriyor ve karısı Sofia ile beraber bulduklarını önce Yunanistan’a götürüp, değişik ülkelere pazarlamaya çalışıyor ama sonra Alman milliyetçiliği ağır basıyor ve elindekileri Almanya’ya veriyor, II. Dünya Savaşında kaybolan hazine 1993’de Rusya’da ortaya çıkıyor! Bugün Puşkin Müzesi’nde sergilenen tüm değerli eserlerin resimlerini çekebiliyorsunuz. Tek yasak iki ülke arasında diplomatik krize sebep olan Troya hazinelerinde! Anlayacağınız dükkan sahibi biziz ama yavuz hırsızlar hazineyi paylaşamıyorlar. Troya o kadar bereketli bir yer ki, bugün dünyada elli değişik müzede şehirden çıkarılanlar sergileniyor!

Troya’nın surlarından başlayıp, şehrin etrafında bir yuvarlak çizdiğinizde, değişik dönemlerden kalma yapılar karşılaşıyorsunuz. Şehirde eski bronz çağından tutun, Yunan ve Roma dönemine kadar farklı mimari tarzlarda eserler var. Schliemann’ın kazdığı yerde 5000 yıllık uzun evleri, hemen yanında 4500 yıllık şehrin giriş rampalarını görüyorsunuz. Toprağın içinde bulacağınız deniz kabukları da şehrin daha önce denize daha yakın olduğunu ve Çanakkale Boğazı’nın girişini kontrolü altında bulundurduğunu gösteriyor. Sunağın olduğu kısımda, tanrılara hayvanlar kurban edilip, seferlere öyle başlanmış. Troya’daki Odeon (Küçük Tiyatro) ise şehrin aslında fazla bir nüfusa sahip olmadığının ispatı.